Atatürk ve Hayvan Sevgisi: Hacı, Foks ve Diğerleri

Güçlü, iradeli, zeki ve entelektüel bir stratejik deha olmasının yanı sıra, tüm canlılara duyduğu sevgiyle örnek alınacak bir lider. Tabii ki Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsediyoruz.

Ulu Önder Atatürk’ün engin ve derin insan sevgisi tarih kitaplarından taşar. Kaldı ki bu sevgi, hayatını ortaya koyarak bir ulusa bağımsızlığını hediye edişinden bellidir. Sonra bahçesindeki çınarın dalları zarar görmesin diye koca köşkü yerinden oynattığını, Yalova’daki Yürüyen Köşk hikayesinden okuduk. “Ağaç, çiçek ve yeşillik medeniyet demektir.” “Son arzum yeşillik ve ağaçtır” dedi… Onun doğaya ve yeşile duyduğu aşkı da çok iyi biliyoruz.

Biz bu yazımızda ‘Atatürk ve hayvan sevgisi’ ne değinmek istedik.

Çocukluk Yıllarına Dayanan Bir Sevgi

Atatürk’ün hayvan sevgisi taa çocukluk yıllarına dayanıyor. Yani babası Ali Rıza Bey’in vefatının ardından, annesi ve kızkardeşi ile birlikte dayısının Selanik yakınlarındaki çiftliğinde yaşadığı yıllara… Bu çiftlikte tarlaları kargalardan, kargaları ise köpeklerden koruma görevi vardı.

Henüz 6 yaşında birgün, çiftlikteki görevini yerine getirirken yaralı bir kargaya rastladı. Sonra adını Hacı koyduğu karganın yarasını sardı. Hacı, çiftlikte çalışan kahya Muharrem’in takma adıydı. Ne  var ki Hacı Karga’nın ömrü kısa oldu. Küçük Mustafa kargasını bir dut ağacının altına gömdü ve ağaca da  “Hacı Dutu” adını verdi. İşte hayvan sevgisi böyle hüzünlü bir hikayeyle başlayan Mustafa’nın  ilerleyen zamanlarda Cin ve Alev ismini koyduğu iki de köpeği oldu.

İleriki yaşlarda Selanik’teki Askeri Rüştiye Okulu’na devam ettiği dönemlerde atlara merak saldı. Hatta haftanın son günlerinde okula atla gidip gelmeye başlamıştı. Tüm yaşamı boyunca atların hayatında önemli bir yeri oldu.

En çok sevdiği atı da Sakarya idi. O kadar ki, Sakarya’yı eşi Latife Hanım’a hediye etmişti. Atlarla gezintiler yapmayı çok severdi. En yorulduğu zamanlarda atının sırtında dinlenirdi. Bu arada atları da onu bir başka türlü severdi. Hatta bakıcılarıyla anlaşamayan en huysuz atlar bile onun sesini duyduklarında sakinleşirdi. Bir keresinde kırbaç kullanan bir atlı tramvay sürücüsüne kızıp kırbaca gerek olmadığını söylemişti.

Atatürk ‘ün Köpekleri

Atatürk atlar kadar köpekleri de çok severdi.  Sofya’da setter cinsi bir yavru köpek sahiplenmiş, adını Alp koymuştu.  Alp savaşta bile Mustafa Kemal’in yanındaydı. Hatta geceleri odasında yatardı. Ne üzücü ki Atatürk onu Diyarbakır Nablus’ta bir uçak bombardımanında kaybetti.

Diğer bir köpeği ise Alber adlı bir av köpeği oldu. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar Alber’i cephede bırakmışlardı. Cumhuriyet ilan edildiğinde Alper yine Atatürk’ün yanındaydı ve ölümüyle onu en çok üzerin hayvanlardan biri oldu.

Gazi Mustafa Kemal daha sonra Yalova’da gezerken bir köpeğe rastlayarak onu sahiplendi. Bu köpeğin adı ise Foks’tu. Foks da Alp ve Alber gibi, devamlı Atatürk’ün karyolasının ayak ucuna özel olarak konan minderin üzerinde yatardı. Yemek yerken masanın altına yatıp, uykuya gidene kadar Atatürk’ü beklerdi. Atatürk de ona o kadar düşkündü ki, sık sık yaramazlık yaptığında bile kızmaz, gülerek izlerdi.

Faks törenlerde, balolarda, dahi daima protokolde yer alır, Atatürk’ün otomobilinde baş köşeye yerleşirdi. Atatürk’le tanışma şansına erişen yabancı diplomatların çoğu Foks’u da tanıyordu. O meclise giderken de Atatürk’ün yanındaydı, vapura binerken de, trenle bir yerlere giderken de…

En son Gaziantep gezisinde ise Foks biraz durgundu ve iştahı kapalıydı. Atatürk onu çok iyi tanıdığı için, birinin azarlayıp üzdüğünü düşündü. Ve yine haklı çıktı. Meğer konağın aşçısı mutfakta yemekleri kokladığını gördüğü Foks’a kepçe ile vurmuş.

“Çünkü O Sizi Koruyor”

Çocuklar dahi  Atatürk’ü, köpeğiyle birlikte seviyordu. Kastamonu’da yaşadığı çok tatlı bir hatıra bunu açıkça gözler önüne seriyor. Küçük bir çocuk Mustafa Kemal’in köpeğine yaklaştı ve sevmeye başladı. Ardından Atatürk ona sordu:  “Beni mi çok seviyorsun, yoksa köpeğimi mi?”  Küçük çocuk bu soruyu rahat bir şekilde “Köpeğinizi daha çok seviyorum” diye cevapladı. Bunun üzerine Atatürk nedenini sorunca çocuğun yanıtı:  “Çünkü o sizi koruyor”  oldu.

Tüm bu hayvanların dışında Birinci Dünya Savaşı sırasında Türk ordusunda görev yapan bir Alman subay, anılarında “Sadık”  isimli köpeğini Atatürk’e armağan ettiğini yazıyordu. Yine Çankaya Köşkü’nde uzun, beyaz tüylü bir Ankara kedisi ve Coli isimli bir köpeğin olduğu biliniyor.

Atatürk hayvanlara karşı sınırsız bir merhamet besliyordu. Onlar da adeta bunun farkındaymış gibi yanıt veriyordu. Mesela Silifke’deki çiftliği ziyaretlerinde kimseye haber vermeden azgın bir boğanın yanına girmişti. Bu boğa o kadar tehlikeliydi ki, Ata’yı uyarmaya çalışan bakıcısının ödü kopmuştu. Ancak o azgın boğa Atatürk’e hiçbir şey yapmadı.

Hayvanları o kadar seviyordu ki, kesilmelerini görmeye bile dayanamıyordu. Bir keresinde İzmir’e gelişi şerefine kesmek istedikleri kuzuyu ellerinden kurtarmaya çalıştı ama yetişemedi. Kuzunun akan kanına bakmaya dayanamadığı için oradan uzaklaştı.

Atatürk kuşları da çok severdi. İki beyaz kanaryası vardı. Fırsat buldukça kafeslerinden çıkıp uçmalarını sağlardı ve onları uçarken izlemeyi çok severdi. Ayrıca köşkünün arka bahçesinde beslediği güvercinleri vardı.

Atatürk hayvanları çok seven bir liderdi. Bu sevgi göstermelik değil, içten gelen saf bir sevgiydi. Bir ulusa kendi hayatı pahasına bağımsızlığını armağan eden bir liderin, tüm canlılara böylesi bir sevgi beslemesi hiç şaşırtıcı değil. Ulu Önderimizi rahmetle anıyor, hayvan sevgisinin herkese örnek olmasını diliyoruz.

 

Paylaşan heymypet